Blog

ALTIN YALDIZLI KUPA İLE ÖLÜDOĞA “STILL LIFE WITH GILT CUP”- HEDA

Çiçeklerin, cansız hayvanların veya yiyeceklerin resmedilmesini konu alan “ölüdoğa”nın (natürmort) ayrı bir resi türü haline gelmesi ancak 16. yüzyılda gerçekleşmiştir. Daha öncesinde ölüdoğa ögeleri yalnızca dini veya alegorik temalı eserlerde dekoratif amaçlı kullanılmak üzere resmedilmekte ve hiçbir zaman eserin ana konusu olmamaktaydı.

17. yüzyıl Felemenk ve Flaman bölgelerinde (günümüz Hollanda ve Belçika toprakları) ölüdoğa ciddi anlamda kabul gören, gelişmiş ve çok sayıda eserin üretildiği bir resim dalı olmuştu. Willem Claeszoon Heda ölüdoğa konusunda uzmanlaşmış bölge ressamlarının en ünlülerinden biriydi.

Hollandaca küçük kahvaltı anlamına gelen “onbijtgens” genellikle sabahın ilerleyen saatlerinde yenen ve temelde ekmek ve balık içeren bir yemek türü idi. Yemek masalarını resmetmeyi tercih eden Heda özellikle bu tür onbijtgens masalarını betimlediği eserleri ile ünlenmişti.

Eserde Heda oldukça görkemli bir biçimde döşenmiş bir yemek masası resmetmiştir. Parlak metalik renklere sahip yemek takımına ince işlemelere sahip bir altın yaldızlı büyük bir kupa, büyük metalik bir sürahi, altın kaplama bir süs eşyası, metal gövdeli genişçe bir bardak ve diğer incelikli görünümlere sahip cam ve metal eşyalar eşlik eder. Masanın bu muazzam görünümü masadaki yiyeceklerle de pekiştirilir. Ön plandaki yarım bırakılmış ekmek ve tabaklardaki istiridyeler onbijtgens’in temel ögeleridir. Dönem Hollandasında zenginlik göstergesi sayılabilecek istiridyelerin yanı sıra sağdaki soyulmuş limon ve solda kağıt külah içindeki baharat, ithal edilmiş yiyeceklerdir ve eserdeki refah hissini pekiştirir.

Heda eserinde oldukça sınırlı bir renk paleti kullanmayı tercih etmiş ve öne çıkan renklerden kaçınmıştır. Bu şekilde dengeli bir renk dağılımına sahip ve bütünlük içinde bir eser üretmiş, fakat bir yandan da masa üzerine dağınık biçimde konumlandırdığı nesneler ile de esere canlılık ve hareket katmıştır. İlk bakışta karmaşık gibi görünen nesnelerin yerleşimi aslında tesadüf değil, aksine ressamın özenle planlarayarak konumlandırmasının sonucudur. Nesnelerin etkileyici görünümlere sahip olabilmesi ve ışığın üzerlerinde çarpıcı biçimde yansıyabilmesi adına Heda her biri ögeyi incelikle masa üzerinde mümkün olabilecek en doğru noktaya, en özel biçimde yerleştirmiştir. Bu da aslında eserde seçkin bir “planlanmış dağınıklık”görünümü oluşturur. Özellikle masanın ön kısmında yer alan iki tabak ve bıçağın masanın sınırlarının dışına çıkmış oluşu ve sanki masadan düşmek üzereymiş gibi görünmesi eserde ciddi bir derinlik oluşturur. Bu üç boyutlu görünüm seyirciyi tabaklara uzanıp onları düşmeden tutmaya yönlendirmesi ile Barok dönem eserlerinin seyirciyi esere dahil etme arzusunu da gerçekleştirmiş olur.

Eserin en çarpıcı noktası ressamın her bir ayrıntıyı en incelikli biçimde resmetmesidir. Metal, cam, kumaş ve organik yüzeylerin her birini muazzam bir özenle betimlemiş olan ressam parlaktan mata, şeffaftan opağa, yumuşaktan serte, pürüzlüden pürüzsüze kadar birçok farklı dokuyu bir arada ve ayrı ayrı gözlemlememizi sağlar. Heda, seyirciye teker teker inceleyeği, bir nesneden diğerine geçerek eseri boydan boya taradıkça şaşkınlığa kapılacağı bir görsel şölen sunmuştur.

Tüm görkemine rağmen Heda’nın ölüdoğa resimlerinin dönem için uygunsuzuk içerdiğini düşünmek de mümkündür. Nitekim ikonoklast (putkırıcı) akımların (bknz. Çarmıhtan İndiriliş “The Descent from the Cross” – Rubens) etkisi ile yalnızca ikona dönüştürülen figürler değil, aynı zamanda Tanrı’dan uzaklaştıran bütün dünyevi görseller uygunsuz olarak nitelendirilmiştir. Bu noktada da Heda’nın zenginlik temsili ögelerle dolu ihtişamlı görünüme sahip ve aşırı bolluğun getirdiği müsriflikle yarım bırakılarak başından kalkılmış hissi veren masası dönemin katı Kalvinist dindarlarını pek de memnun etmemiş olmalıdır.

Öte yandan bazı kaynaklara göre eser yedi ölümcül günahtan biri olan Oburluk/Açgözlülük’ü hatırlatmaktadır ve dünyevi zevklere karşı bir uyarı niteliği taşıdığı düşünülür. Aynı zamanda istiridyelerin bir kendinden geçme ve cinsel coşku simgesi (istiridye kadın cinsel organı simgesidir aynı zamanda), yarı dolu ve devrilmiş bardakların ise hayatın geçiciliği ve ölüme dair simgeler olarak kullandıldığı yorumu yapılabilmektedir.

Yine de Heda’nın eserini dini sembolizm üzerine değil, farklı ışık, gölge, yüzey ve renk efektlerini yansıtmadaki gücünü gösterip seyirciye çarpıcı bir illüzyon sunmak üzerine kurguladığını düşünmek yanlış olmaz.

Konum: Rijksmuseum, Amsterdam
Tarih: 1635
Dönem: Barok
Alt Grup: Felemenk Barok “Dutch Baroque”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yorumda görüntülenmeyecektir.

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""><abbr title=""><acronym title=""><b><blockquote cite=""><cite><code><del datetime=""><em><i><q cite=""><strike><strong> 

error: Icerik kopyalanamaz!