Blog

ÇARMIHTAN İNDİRİLİŞ “DEPOSITION FROM THE CROSS” – PONTORMO

Pontormo’nun eseri İsa’nın gerildiği çarmıhtan öldükten sonra indirilişini betimler. Çarmıhtan indiriliş sahnesi Rönesans ve Barok dönemlerinde yoğunlukla işlenmiş ve birçok ünlü ressam tarafından yorumlanmıştır (bknz. Çarmıhtan İndiriliş “Descent from the Cross” – Van der Weyden ve Çarmıhtan İndiriliş “Descent from the Cross” – Rubens). Fakat Pontormo bu alışılageldik konuyu bambaşka bir bakış açısı ve tasarımla işlemiş ve Rönesans’ın klasik yöntemlerini cesurca reddetmiştir. Bu reddediş Rönesans’tan farklılaşma çabasında olan Maniyerist yöntemin habercisidir ve eser Maniyerizm’in (bknz. Uzun Boyunlu Meryem “Madonna with the Long Neck” – Parmigianino ve Diriliş “The Resurrection” – El Greco) en tipik ve etkili örneklerinden biri olarak sanat tarihinde yerini almıştır.

Eserde İsa’nın indirildiği çarmıh görülmemektedir, dolayısıyla ressamın İsa’nın çarmıhtan henüz indirilmiş oluşuna dair bir referans sunma gayesi taşımadığı görülür. İsa’nın eserin merkezindeki ana figür olması beklenirken, ressam bu yöntemden de vazgeçerek İsa’yı eserin merkezinden bir miktar uzağa, köşeye doğru yerleştirmiştir. İsa’nın bedeni bir heykel gibi görkemli betimlenmiştir. Soluk renkli ölü vücudu genişçe bir “s” harfi çizer şekilde kıvrılmıştır. Fakat dikkatli incelendiğinde İsa’nın gövdesinin normalden daha uzun ve fazlasıyla kıvrılmış olduğu fark edilir. Maniyerizm’in temel özelliklerinden biri olan vücut formlarının çarpıtılması İsa’nın bedeninde çarpıcı biçimde yansıtılmıştır.

İsa’yı taşıyan iki figür ilginç biçimde dans eder gibi betimlenmişlerdir. Biri ayakta, diğeri çömelmiş figürler parmak uçlarında durarak İsa’yı taşımaktadır, ki bu duruşlar Rönesans’tan beklenen gerçekçi görünümlerle uyuşmaz. Figürlerin İsa’yı bu şekilde taşıyabilmesinin mümkün olmadığı kolayca anlaşılır. Aynı zamanda İsa özenli biçimde değil, iki figürün arasında neredeyse “karga tulumba” denebilecek bir pozda taşınmaktadır. Her iki figür de kederli yüzlerle seyirciye bakmakta ve bu acılı olayın vahametini vurgulamaktadırlar.

Yine resmin merkezinden uzaklaştırılmış bir diğer ana figür, Meryem sağ üste doğru yer alır. Oğlunun ölü bedeni karşısında baygınlık geçirmek üzere görünen Meryem, kendinden geçmiş, acılı yüzü ve bükülmüş dudakları ile etkili bir gerçekçilikle değilse bile sembolik bir acı görünümü ile betimlenmiştir. Kolunu İsa’ya dokunmak veya destek almak istercesine uzatmış olan Meryem, tuhaf biçimli pozu ve uçuşan giysisi ile sanki havada süzülür gibi görünmektedir.

Sağ aşağıda Meryem’e yönelmiş görünen kadın figürü muhtemelen Magdalalı Meryem’dir. Genellikle çarmıhın dibinde ve İsa’nın ayaklarına kapanır biçimde ağlayarak resmedilen Magdalalı Meryem burada Meryem’e dönmüş olarak gösterilmiştir ve esere ciddi ölçüde hareketlilik katmaktadır. Sarı saçları ve parlak kırmızı-pembe tonlarındaki giysisi ile eseri canlı kılarken seyirciyi Meryem’e de yönlendirir.

Eserdeki diğer figürler iç içe geçmiş bir düzende resmedilmişlerdir. Birbirine karışmış kollar,  gövdeler ve yüzler arasında seyircinin karmaşık bir girdaba kapılmış hissi yaşaması hedeflenmiştir. Bu hareketlilik sağ alttaki Magdalalı Meryem figüründen başlayarak saatin tersi yönde ilerleyerek sonunda seyirciyi ölü İsa ile yüzyüze getirir.

Figürlerin birçoğunda İsa ve onu taşıyan figürlerde olduğu gibi oransız vücut şekillerine ve olağandışı pozlara rastlamak mümkündür. Meryem’in hemen üstünde yeşil-kırmızı giysili (muhtemelen Evanjelist Yahya) figürün fazlasıyla uzamış boynu, sol kenarda mavi-pembe giysili kadının fazla geniş omuzları ve yine öne çıkmış boynu sıradışı görünümlerin örneklerindendir. Ressamın figürlerin yapısı bozmaktaki ana amacı anatomik olarak doğru biçimde tasarlanmış figürler üzerine kurulu Rönesans yöntemini reddetmektir. Aynı zamanda Pontormo, figürlerin betimlenme yönteminde değişiklik yaparak farklılaşma, yeni bir estetik anlayışı ve ahenk yaratma çabasındadır.

Benzer biçimde eserde Rönesans’ta görülen geometrik düzen ve perspektife de rastlanmaz, nitekim figürler boyutsuz biçimde üst üste yerleştirilmiş gibidir. Eserin bir başka sıradışı özelliği ise son derece parlak renkleri bir arada içermesidir. Bu canlı renkli kompozisyon Maniyerizm’in tipik bir özelliğidir ve ayrıca eserin yerleştirileceği kilise şapelindeki yetersiz ışığın etkisini bertaraf etmek için özellikle tasarlandığı da düşünülmektedir.

Konum: Santa Felicità Kilisesi “Chiesa di Santa Felicità”, Floransa
Tarih: 1525-1528
Dönem: Rönesans
Akım: Maniyerizm “Mannerism”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yorumda görüntülenmeyecektir.

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""><abbr title=""><acronym title=""><b><blockquote cite=""><cite><code><del datetime=""><em><i><q cite=""><strike><strong> 

error: Icerik kopyalanamaz!